Çünkü Deniz

>> 26 Mayıs 2013 Pazar

Sanırım bütün kadınlar ister gözbebeklerindeki hüzünle yakalanmayı bir pencereden dışarı bakarken ya hani? Deniz bunu tabağındaki yemeğe bakarken bile gösterir sana işte. Çekiç kendi kendine örse vurur kulaklarında makamıyla, "al" der O'nu, "O'nu al Cemal, yüreğine sok." Ciğerlerine sok O'nu, karaciğerine depola, böbreğinde biriktir. Şaka da olsa dudağını büktüğünde çek Dünya'yı vur. Kes taşaklarını da eline ver; "al ulan" de. Derdin ne senin, derdini söyle bana. Derdini parçalayayım. Deniz bunları dedirtir işte adama. Yılların hasretlik sesiyle mutfağında şarkılar şakır. "Gebersene lan sen" der içinden biri sana, "daha ne göreceksin, gebersene!" Geberemezsin ki.

Öyleleyin uzanır sana ait olan Dünya'nın en rahatsız çek-yatına. Ananın amına sığamayıp da erken doğuşların gibi onsuz her gecenin yatağı, gurbeti olan o çek-yatta serilir durur. Kolları başının üzerindedir, minicik daha kesilmesine değil öpmeye kıyamadığın koltuk altı tüylerini koklar ve "öf" der. Kokuyormuş gibi yapar. Kötü kokuyormuş taklidine inanıp inanmadığını bilemezsin. Sol kaşın az iyotlu, soğuk bir deniz gibi şüpheyle dalgalanır. Ne bu şimdi? Davet mi? Neden sana hep bir sevişme çağrısı gibi gelir bu hareket bilemezsin. Kan kasıklarına yürür. Kızılordu korosu her sarhoş oluşunda orkestrayı yönettiğin şarkıyı çalar kafanda. Yürüyün yoldaşlar! Kızılyuvarlar, çoğalın! Yoldaş Sik böyle istiyor, haydi kurtuluşa! Nasıl öpersin O'nun koltukaltlarını. Nasıl numaradan kurtarmaya çalışır kendisini senden... Köyde derelerin üzerine yapılmış köprülerden gördüğün su yılanları gibi çırpınır, uğraştıkça kasıklarında bir devrim bir savaş daha kazanır.

Aklına gelir sonra işin ortasında bütün korkunç gerçekliğin. Bir melek girer kafana. "Yaeyyuhelmüderrissu" der, "tebliğ et!" Nasıl bir boyun büküklüğüyle cevaplamıştı peygamber "ikra"yı; "ben okuma bilmem ki?" Öyle boynunu bükersin. "Ben tebliğ edemem ki? Ben seviyorum. Bana izin ver, beni azat et, görevini istemiyorum." Ve sarsar seni melek. Tebliğ et. Tebliğ et! TEBLİĞ ET! "Sonra" dersin, "Allah aşkına, daha sonra. Hem bir deliyim ben ve sen belki yoksun." Bütün deliler inanıyorlar mıydı kendi gerçekliklerine senin gibi? İnanmıyor olsunlar n'olur. Bilemezsin. Düğümlere üfleyen o vesvesecinin şerrine sığınırsın. Deniz kanıyordur, adet günüdür, halasıgiller ziyarete gelmiştir, hastadır. Eski bir büyü, belki hemşehrin, belki akraban, belki sevgilin olan eski bir Babilli tanrıça zamanından kalan bir antik dilekçe gelir aklına. Adet kanını kahveye karıştırmanın en iyi bağlanma büyüsü olduğunu hatırlarsın. Aşağılara inersin, dudaklarınla O'nun kasıklarında yüzde yüz cehennemlik bir abdest alırsın. Harut'u översin, Marut'u översin, Azazil'i, İblis'i översin bin pişman. İnançsızlığından değil; yorgunluğundan, O'nun dinlendiriciliğinden. Ağzında bir demirli kan tadıyla susar melekler. Yunus kaç kere kaçtı görevinden? Kaç balina yutacak seni? Kaç Ninova kurtulmaya değer? Ağzında adet kanı, ağzında kutsal bir kasık suyu... Bağlanırsın O'na. Hangi Tanrı kimin şeytanı? Hangi şeytan kimin Tanrı'sı? Hangi çemberden çıkamıyorsun? Hangi çember Deniz kadar bozulmaz? Deniz böyledir işte. Adamın ebesini siker. Allah'ını şaşırtır. Dudaklarını birbirine dokur da bir dua bile edemezsin.

Ve sen aldıkça tadını kanının ve kutsal görevini kovdukça ve ayyaşların kurtuluşu ertelendikçe ve barlar sokağında iki erkek daha kapıdan çevrildikçe ve üç erkek daha çekirdek çitlerken aşık oldukları ulaşılmaz kadınları düşündükçe ve dört şarkı daha kürtajla alındıkça ve beş cehennem uyarısı daha görmezden gelindikçe ve altı fotoğraf daha altı sarhoşun kalbini yaktıkça ve yedi dakika boyunca orada olduğunun farkındayken bir fikir gelir aklına ve dersin ki kendine bağlan Deniz. Kendine bağlan Deniz. Kendine aşık olmaman için hiç bir ayna görmemiş, hiç kendi sözünü duymamış, hiç kendi kendine uyumamış olman gerek. Kendine bağlan, kim senin hangi kara büyüyle gözlerini bağlamış bilmiyorum ama gör kendini. Ağzında adet kanı, ağzında kutsal bir kasık suyu... Meryem sana meydan okuyorum, sen mi kutsalsın Deniz mi? Hepinize şirk koşuyorum. Öpersin O'nu kanlı ağzınla dudaklarından. İğrenir, geri çeker kendini. Bir papaz gibi kovarsın iğrenme dürtüsünü yüzünden. Sağa sola çevirirken o güzel başını yakalarsın ve öpersin ve dudaklarını ısırırsın ve emersin. Kendisini sevsin diye... Bir tek kendisine bağlansın diye... Kendisini görsün diye... Hacer sen mi kutsalsın Deniz mi? Hepinize meydan okuyorum ve bu satırlar yüzünden yanacağım. Azize Deniz, isim günü 7 Haziran. Ağlamak şüphe uyandırıcı olmasa ağlayacaksın. Ağlayamazsın. Bir gün artık var olmadığında O'nun bu sevişmeyi sadece sarhoşluğa bağlayacağını, altında yatan amacını anlamadığını düşünürsün. Kahrolursun. Kahredicidir O'nu sevmek. Başka türlüsü de beklenemez. Artık ikinizin de ağzınızda bir demir tadı ve O güler. Gülüşü ananı siker senin. Nasıl söyleyeceksin O'na, bir şeyleri tebliğ etmen gerek aslında. Nasıl mutlu ama? Nasıl mutlu Cemal, gör O'nu. Nasıl da mutlu, nasıl da ciğerlere sokulası. Nasıl da içindesin O'nun. Nasıl da birsiniz. Nasıl da hiç öncesi olmamış gibi. Nasıl da hiç sonrası yokmuş gibi ve nasıl da bir anlık değil. Nasıl da sonsuzluk.

Nasıl da kahredici sonunun olduğunu bilmek sonsuzluğun... Nasıl da orospu çocuğu bir yürüyüş içinde yelkovan... Nasıl da teknolojik tüm hatırlatıcı melekler...

Nasıl da sevdin O'nu...

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...