Kullanma Kılavuzum No:1

>> 2 Mart 2012 Cuma

-Komik bir şey varsa söyle, biz de gülelim!
-Ne sırıtıyorsun lan yavşak?
-Gülünecek bir şey mi var?
-Komik olduğunu mu sanıyorsun?
-Gülme, cinlerim tepemde zaten...
-Gül gül, bok var; ömür törpüsüsün!

Oysa diyelim ki ben bir takım hayranlıklar içerisindeyim ve nadiren içten gelerek beliren samimi tebessümüm dudaklarımda sabit kalırken, gözlerimin içerisinde bir ışık soluyor olsun. Ve tam o sırada düşüneyim ki "lan ben orospu çocuğu muyum", "ben kötü bir insan mıyım", "ben de bir ananın evladı değil miyim", "nasıl olur da tavrımdan yanlış anlaşılabilirim", "aynı dili konuşmuyorsam benim burada ne işim var", "maruz kaldığım bu tavır adil mi?"

Sonra kafamda bir şarkı çalsın falan böyle, "göç yolları nırınırı nırım, göründü bize, görünür elbet, göç yolları nırınırı nırım, bir gün gelir..." falanlıklar fişmekanlıklar...

Geçenlerde anneme dedim ki, yatırımını kardeşimin üzerine yapsın. Beni de kriminal olaylarda kullanılacak harcanabilir insan gücü olarak saklasın. Ben Hülya'nın amını gördüğümden beri kadınları bir tehlikeden kurtarmayı düşünüyorum ama henüz hala güzel bir takım elbisem yok. Şimdi Allah aşkına söyleyin, kaç tane erkek kaldı lan bu Dünya'da benim gibi belli ölçüde çekici, zeki, güçlü, fedakar ve cesur? Tamam, eyvallah; ben de hiç sevmiyorum iktisat falan ama kardeşim böyle de hayat sikilir mi? Hayat böyle mi sikilir? Hayatın nasıl sikileceğini çok iyi bilen hayaletlerim var benim, onlarla böyle mi mücadele edilir? Vay efendim istesem şu, istesem bu, tehditler bilmemneler... Kim öğretiyor bunları size, kim bu kadar bozdu ayarınızı?

Oysa diyelim ki ben, "vay arkadaş, tutulmak üzereyim; ne var ki şu hep benimle yaşasa" falan kafalarındayım ve bir yandan da delicesine tedirginim bu düşüncelerimden. Düşüncelerimin altyapısını oluşturan sevgi yoğunluğuna sifon falan çekme derdindeyim. Sonra bir anda bildiğin bir tavuk çıksın. Bak tavuk ama ha... Gıdaklıyormuş falan bir zamanlar, horoza veriyormuş. Beyni insanınkinin işlevselliğinden kat kat az çalışsın. Tavuk ulan. Ha ha! Tavuk ya, yemin ediyorum adı bile komik. Gıt gıt diyor, got got diyor, bili bili diyorsun, bir daha gıt gıt diyor. Tavuk gelsin, bir işlemin içine sıçsın. Hatta bu tavuk ölü olsun. Ölü tavuklar. Ölü tavuklarca sabote edilen ilişkileriniz var sizin. Benim yok. Ben kendime bunu hayatta yediremem. Oturur saatlerce gülerim ben buna. Ve tamam güzel eller, üç aşamalı harikulade gülüşler, aşina kokular, yatak odası bakışlarıyla sislenmiş gözler, mühendislik harikası sırtlar, büyük memeler, fevkalade yansımalar ama yani ben de fena değilim ki arkadaş. Ya eyyühellezıne amenüsteıynu bis sabri. Tavuk gelsin de diş fırçalama ritüellerinin, evde kurulacak çadırların düşüncelerinin, planlanan hediyelerin, müstakbel mutlulukların anasını siksin atsın. Sonra biz de modern zaman yavşakları olarak düşünelim, antik Mezopotamya tanrıçalarına olan tapım nasıl oldu da unutuldu. Sonra uğraş dur, nerede bu tanrıçalar. Yahu tavuk ulan, tavuk; iktisadınızı sikeyim. Hatta dur Oflu Hoca'ya bağlayayım; siğirunuzu sikeyum, pirasağuzun üstüne siçayim, la yeter ya yeter ya artık biktum Allah'um al beni yanina nolur ya, yoğusa sikecoğum ha bu kitabuni siktuklerimi ya...

Neyse ki bence sevgi yine de bir şeylerden bağımsız ve en çok bu yanımı seviyorum kendimin. Kemençeyi de çok seviyorum mesela. Gerekirse defalarca webcamler kapatırım, gerekirse Dünya'nın en büyük orospusunun doğuşunu izlerim, gerekirse Trabzonspor küme düşer, gerekirse bıçaklanırım, gerekirse vurulurum, gerekirse yalnız ve fakir bir alkolik olarak gevşeyen kaslarım yüzünden altıma sıçmış bir şekilde ölürüm, gerekirse bu yazı daha yazılabilecek yığınlarca hikayeyi kısa zamanda biriktirmeme rağmen son yazı olur ama ben de bir ananın evladıyım. Hiç ihtiyacım olmamasına rağmen öyle de yalnız değilim ki ben aferin bana.

Hayat böyle sikilmez. Hayatın sikildiğinde "artık geberdim, bittim, yenildim ama yine de devam etmem gerekiyor" dersin; "of aman be" demezsin. Benim hayatımı hep böyle siktiler. Hep yanlış yarrak yemekten oluyor bunlar...

O gün Batuhan Yıldız okuduğu Fransız serseri ibnenin kitabını bir kenara koydu, çöpü karıştırdı, bir tavuk kemiği buldu ve sıfır mimikle onu bir japon yapıştırıcısı yardımıyla masasına ilelebet monte edip bir fotoğrafa bakarak "gerizekalı" dedikten sonra yatağına uzanıp Fransız serseri ibneyi okumaya devam etti. Arka fonda ise Nikos Mihailidis'in kemençesi "Ela ela leo se" çalıyordu. Hayat yine şaşırtmamıştı. Yine de hayatın bu sefer kendini şaşırtacağından emin olan kahramanımız, nasıl olup da bu kadar salakça bir şekilde şaşırtılamadığına şaşkındı...

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...