Bir Gece Seyrim İçinde

>> 18 Kasım 2011 Cuma

Şimdi bir yerlerden bir şekilde üşüyorum, tamam mı? Ulan diyorum, neresi burası; orman mı, deniz kıyısı mı? Ayaklarıma bakayım, ayaklarım bilir diyorum; neden? Bir sürü sarı yaprak var, çıtır çıtır eziliyorlar ayaklarımın altında. Meğer yürüyormuşum, e iyi işte... Uzaktan da sen yürüyorsun. Güzel yürüyorsun nım nım nım bir şarkı mırıldanarak, hafiften sekerek. Dönüp bana bakıyorsun, gülümsüyorsun. Yapraklar var çıtır çıtır. Benim sağ omzumdaymış meğer senin izin, sen bir yara iziymişsin. Yahu diyorum, yara izi nasıl yürür ki şimdi Allah Allah... Mevsim sonbahar ya, sen sızlıyorsun. Sızlarken nasıl böyle güler bir yara, işte ben bunu anlamıyorum. Küçük bir patikadan aşağı iniyorsun, kalçaların çalkalanıyor. Benim beynim çalkalanıyor. Ya benim bir bacaklarım vardı diyorum, kısalmamışlar da ama neden yetişemiyorum? Ayakkabılarımı unuttum ya en ucuzundan bir otel odasında, ondandır herhalde. Sonbahar mı sızlatıyor sağ omzumu, kikirdemelerin mi? Kafam allak bullak, tekme tokat birilerini dövsem diyorum içimden. Sonra patikanın aşağısı denizmiş, ama ne deniz... Sen kesin görmüşsündür öyle bir yerler, kum yok çakıl var falan fişmekan... İşte ahşap bir iskele, geceden kalma bir kamp ateşi ve ahşaptan ama yüksek bir yere kurulmuş bir ev... Sen hop diye çıkıyorsun eve, kalçaların sallanıyor. Sağ taşağıma bir ağrı giriyor. Yanımdan vızt diye O geçiyor sonra. O'nun güzel ayakkabıları varmış meğersem. Gelinciğe benziyor vıyk vıyk. Basayım diyorum şunun üzerine be, ayakkabılarım yok ki hay Allah! Sen şimdi yukarıdasın, beni çağırıyorsun. Beni mi çağırıyorsun? Deli misin nesin? Muhtemelen, aman canım bana ne? E iyi de ben çıkamıyorum bir türlü. Yanımda Gelincik zıpır zıpır zıplıyor. Taş atacağım, taş bulamıyorum. Basacağım, ayakkabım yok. Ne alakası var? Bassana işte. Neden basmıyorum, sen mi mutlusun yoksa o yüzden mi? O zaman beni niye çağırıyorsun, neden? Ben çıkamıyorum ki zaten. Ben neden çıkamıyorum? Ayakkabısızlıktan değil işte, ben başka bir türlü çıkamıyorum. Gelincik vızır vızır çıkıyor. Avradını siktiğimin gelinciği; şimdi de her taraf taş, ben senin kafanı yarmaz mıyım? Yaramam. Neden? Iskalıyorum. Ulan nasıl ıskalıyorum, Çayırbaşı'lıyım ben be! Hop diye yanında bitiveriyor, ben aşağıda bitiyorum. Bayağı bitiyorum yani, siliniyorum. Ziyanı yok ama zaten hiç ayakkabılarım da olmamıştı benim. Annemler bana karda oynayıp da hasta olmayayım diye eldiven de almamışlardı hiç. Bütün olmayanlarım önden gidiyorlar. En son taşaklarımla gözlerim siliniyoruz, çünkü artık bir ihtilal başlamış bir yerlerde ve orada savaşmamız gerekiyor. İsyancı güçlerdenim ben, bir parfümeride sıkışmışız. Kraliyet güçleri nasıl yakıyor mermileri cayır cayır, bir görsen. Bir görsen, belki acırsın bana; belki? Teröristim ben, elimde bir tane çakaralmaz var. Aklımda da sen var olacaksın ki, sağ omzum sızlıyor. Dışarıda bir Doğu Avrupa sonbaharı, yağmur düşüyor. Camlar kırılıyor. Şişeler vurulup, kanıyor. Yasemin kokuyor bir anda her taraf, hepimiz yasemin kokuyoruz. Yasemin kokulu bir ölüm bekliyormuş beni ama aklımda sen varmışsın. Neden sen varmışsın? Davama ihanet etmek istiyorum delicesine, liderin birine al bu isyan bayrağını götüne sok demek istiyorum. Yanımda Gelincik var, Gelincik korkak bir götoğlanından başka bir şey değil. Fıldır fıldır geziniyor salak gibi, vuracaklar onu. Yerimizi belli edecek karavana atışlar sıkıyor sürekli. Hain puştun teki gibi arka kapıdan dışarı çıkmaya çalışıyor. Çıksın diyorum ulan, adam haklı be. Sen O'nu bekliyorsun zaten, sen beni beklemezsin. Ben vicdansızım, bunu dünya alem biliyor. Amcam bile övüyor ruhsuz cesaretimi. Ben ruhsuz cesurum demek ki bana yakışır bütün o sessiz ölümler. Övünülecek bir yanı da yok aslında bunların. Tüyüyor arka kapıdan Gelincik, sana kaçıyor. Ben yasemin kokuyorum, korkudan aklıma kaçırmak üzereyim. Arka kapıyı sürgülüyorum. Doğu Avrupa'ca bir şeyler söylüyor kraliyet güçleri. Camların, şişelerin, kalplerin kırıkları havada uçuşuyor yavaş çekim. Elimde çakaralmazımla çöküyorum yere. Seken bir mermi otuzbirlerimle sulayıp büyüttüğüm başparmağımı uçuruyor yine yavaş çekimde. Hangi duayı etsem boş, hangi şehadeti getirsem anlamsız. Ama meğer Gelincik'i de sıkıştırmışlar bir köşede, kaçacak yeri yokmuş. Arka kapıyı vuruyor, alsana beni geri diye. Kaçsana diyorum ben de. Kaçsana, sana kaçıyordu çünkü O. Sana giden bütün yolları korur Tanrı. Nasıl bilmiyorsun bunu Gelincik, kapıya çarpıyor mermiler; aralığından O'nu görüyorum. Ölmemiş daha. Oysa ben kapıyı açarsam kesin ölürmüşüm. Ölürmüşüm çünkü ben yokum sende. Bütün savaşlara ölü olduğumun bilinciyle başlıyorum. Aklıma kalçaların geliyor, sen bana çok uzaksın. Sen beni zaten beklemezsin, neden bekleyesin? Gaddarım ben, bütün gaddarlar ölmeli. Bütün kraliyetler giyotine, bütün devrimciler darağacına, sen ve artık kim varsa kalbinde, sizin haricinizdeki herkes imamın kayığına binmeli. Dünya'yı yakacak gücüm yok. Ama kraliyet askerinin daha yakacak kraliyet mermileri var. Ruhum başım yasemin... Sırf sen mutlu ol diye açıyorum kapıyı. Bir mermi de alnımda çiçek açıyor. Özüme dönüyorum, sokak köpeği kokuma. Yaseminler beni çoktan terk etmiş...

Uyanıyorum, sonbahar soğuğu. Tavanımda en az yirmi sinek, dünden bıraktığım elma koçanıyla semirmişler. Pervanenin çevresinde geziniyor bazıları. Sağ taşağım ağrıyor, işe gitmeden bir otuzbir mi çeksem? Sen şimdi benim sağ taşağımda birikmişsin. Otuzbir çekmiyorum, şınav çekiyorum on, yirmi, elli... Yüzümü yıkıyorum, lenslerimi takıyorum, bir çay sallıyorum, sigaramı içiyorum, sol arka taraftaki azı dişimin dolgusu açılmış içerisinde ölü tavuklar... Kürdanım yok, kibritim var. Nasıl seviyorlar beni, anlamıyorum. Benimle çirkinleşmeyi nasıl göze alır bir insan, neyimle kandırıyorum kadınları anlamıyorum. Nasıl olur da yokluğum çekilir, nasıl olur da özlenirim ben; anlamıyorum. Sana sorsunlar istiyorum beni, çirkinliklerimi anlat istiyorum. Akakiy Akakiyeviç'leşmeyle orospulaşma arasında bir yerlerde geziniyorum ben, işimde epey başarılıyım. Bir türlü atamıyorum üzerimden yine de o sokak köpeği kokusunu. Deodorantım biteli ay olmuş, yasemin yağı sürüyorum koltukaltıma duştan sonra. İşe gidiyorum. Sağ taşağımda sen birikmişsin. Adında intifa hakkı sahibi bir başka kadını arıyorum yolda.

Günaydın diyorum, günaydın diyor, nasılsın diyorum, iyiyim sen diyor, iyiyim bu akşam bana gelmek ister misin diyorum, camı tamir ettirdin mi diyor, hayır diyorum, istersen sen bana gel diyor, olur diyorum gelirken alayım mı bir şeyler, şarap diyor, şarap diyorum...

Sağ taşağımdan bir başka sırta akacaksın o akşam. Hem ben artık sevilmesem ya?Geçmişimin polip halinden bile korkacak, ısınamadığım o doktor edasıyla üzerime gelen inançsız sevgilerden kaçıyorum her seferinde köpek gibi. Başka köpeklerle çiftleşmelere gidiyorum. Başka sırtlar, aynalarda sarışın yansımalar, sabaha kadar sik beniler, ahlar, ohlar, içimdeyken uyusan keşkeler, sanırım seni sevmeden duramayacağımlar, biraz daha az sarhoşluk, çok daha nasırlaşmış bir ruh... Özlemek denmez buna, öyle bir dünya var olmadı hiç. Belki diyalize bağlanmak falan. Ama hayat böyle diyorum işte, ne yaparsın...

İşe varıyorum sonra. Nasılsın, iyi misin falan fıstık... Hayrola diyorlar, kötü gözüküyorsun. Hiç diyorum ben de, bir rüya gördüm de... Kötü müydü? Hayır diye gülüyorum, oysa bir şey diye gülünmez. Neden böyle kötü gözüküyorsun o zaman diyorlar. Uyandığım için diyorum, uyandığım için...

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...