Kamu Zararlısı

>> 31 Ocak 2011 Pazartesi

Fenerbahçe’ye 2-0 kaybettik ve ben altı bira içmiştim. Üzerimde Trabzonspor forması ve atkısıyla babamların evinde öylece duruyordum. Daha fazla televizyona bakamadım ve ayaklanıp, evime gideceğimi söyledim. Annem panikledi. Yüzünde cildi gergin tutmayı amaçlayan maskelerden vardı. Bembeyaz yüzüyle kabilenin yaşlı şamanı gibi üzerime yürüdü. Gitme dedi. Gideceğim dedim. En azından formanı sakla dedi. Bu forma namusumdur dedim. Bazen buna gerçekten inanıyorum ve bu cümleyi kurduğum zaman da o zamanlardan biriydi. Sen beni öldüreceksin dedi. Çocukluğumdan beri binlerce defa duydum bu cümleyi. Annem her zaman O’nu öldürmekte olduğumu iddia eder. Allah saklasın dedim ve kapıya yöneldim. Annem peşimden koşturuyordu. Babam gizli gizli benimle gurur duyuyordu. Mutfağa girdim. Annem görmeden çekmeceden bir bıçak alıp pantolonumun bacak kısmındaki geniş cebe soktum. Hızlıca ayakkabılarımı giydim ve eyvallah dedikten sonra babamların evini terk ettim.



Apartmandan çıkar çıkmaz sigaramı yaktım. Her zaman güler yüzle selam verdiğim güvenlik görevlisini bu sefer görmezden gelerek sitenin kapısından çıkıp üç sokak ötede bulunan en alt kattaki evime doğru yürümeye başladım. Acıbadem demek Kadıköy demek, Kadıköy demek Fenerbahçe demekti. Ben de bir hukukçuydum. İnsan Hakları, Özgürlükler Hukuku, Uluslarası Hukuk, Avrupa Birliği Hukuku en başarılı olduğum derslerdi. Ama çok ciddi bir biçimde kavga arıyordum. Ciddi bir biçimde bordo-maviyle dalga geçecek zavallı bir orospu çocuğu arayarak sokaklarda yürüyordum. Bu davranışımın sebeplerini hala çözemem. Belki de zannettiğim kadar zeki değilim. Türkiye Cumhuriyeti mesela, hiç kafa yormadığım ve önemsemediğim hususlardan biridir; ancak söz konusu Trabzon olduğu zaman bu aşırı sahiplenme dürtüsünü nereden kaptım hiç bir fikrim yok. Eski mahallemden geliyor belki de. Güzel hayallerin insanları olarak görüyorum hayatımda bir kaç defa gittiğim memleketimin buraya göçmüş insanlarını ve onların hayallerinin yıkılmasını alay konusu yapan herkesi delik deşik etmek istiyorum sadece. Hayatım boyunca Trabzonspor’un şampiyonluğunu göreceğime hiç bir zaman inanmadım, yani bu hissimin bu sezon çok iyi bir oyun ortaya koymamızla da ilgisi olmamalı.



Maç bittiğinde sigara pakedimde dört dal kalmıştı. Bakkala doğru hareketlendim. O sırada gördüm o zavallı orospu çocuğunu. Üzerinde forma falan yoktu. Siyah kapüşonlu bir montu vardı ve düzgün kesilmiş pis bir sakalı. O düzgün pis sakalı Turan Berber’de 3 liraya kestiremezsiniz. O düzgün pis sakalın ve dağınık görünümlü kendi içinde düzenli saçı kestirmek pahalıdır. Ben her berbere gidişimde saç sakal üç numara derim ve 8 lira artı 1 lira da bahşiş bırakıp çıkarım. Bu aralar saçlarım biraz uzadı, bu da benim berbere gitmediğim anlamına gelir. Hayatım boyunca berberlere nasıl bir saç kesimi istediğimi anlatamayarak yaşadım çünkü. Serseri görünümlü dağınık ama kendi içinde düzenli saçı ve düzgün pis sakalı kestirmek size otuz liradan aşağı patlamaz ki bu da benim için 7 paket sigara demektir. Gerçek serserilerin bu kadar serseri saçları olmaz. Yani ya karşımda doğal yakışıklı birisi vardı, ki bunlardan daha çok nefret ederim, ya da traş için minimum otuz lira ayırabilen ve başbelası bir orospu çocuğu romansı yaşamaya çalışan birisi. Yakınlaştığımızda konuşma cüretini buldu kendinde. “Kanka burası Acıbadem, Fener’li çıkabilir karşına; bir şey yaparlar haberin olsun” dedi. Sigaramı attım, cebimden tırtıklı bıçağı çıkardım ve şiveli bir şekilde “bağa bir şey edecek olanun ben ağzuni yuzini sikerum hemşerum sen rahat ol” dedim. Çocuk “ibircik” dedi. Yani tam olarak öyle demedi belki ama “ibircik, cibircik, iyvillih” gibi bir şeyler mırıldanarak hızlı adımlarla yoluna devam etti.



Bakkala girdim. Her zaman bana soğuk davranan bakkal üzerimde Trabzonspor formasını görünce bana reis diye hitap etmeye başladı. Üstelik bu sefer şivesini de gizlemeye çalışmıyordu. İki adet ruhundan bıçaklanmış Trabzonlu olarak birbirimize baktık bir süre. Üçyüzelli gram beyaz peynir ve bir paket Viceroy aldım. Eve geldim. Peyniri dilimledim ve Biricik marka beş liralık şarabımı açtım. Ve bu satırları yazdım.

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...