Öylelemece

>> 17 Aralık 2010 Cuma

Güzel garson kızı görüp hayatımın acınasılığını en azından hayallerimde yenebilmenin arzusuyla şu sıralar Kadıköy’de sık sık gittiğim kafenin bahçesine oturdum. Aksi gibi güzel garson kız yoktu. Deli vardı. Sokakta bir deli bağırıyordu.

“Seni varrr ya! Öldürrrürrrüm seni! Lan ben varrr ya! Neyse ya!”

Güzel garson kız olmayınca –artık O’na GGK diyeceğiz- neden adaçayı içmediğimi anlamıyorum. Eskiden buranın adaçayı sallamaydı. İlginç bir şekilde ben iki-üç defa istedikten sonra bu sefer düzgün demlenmiş adaçayı kullanmaya başladılar. Hatta GGK düzgün demlenmiş adaçayını –artık buna DDA diyeceğiz- ilk getirdiği zaman bana sormuştu, “beğendiniz mi” diye. Ah be GGK’cığım, canım benim; konuşma benimle böyle sizli bizli n’olursun... Kucağına al da kaçır beni buralardan. Ya da ben yapayım sana aynısını. Sen olalım, ben olalım, yavrum, canım olalım. Ne güzel müzik zevkin var, üstelik sigara da içiyorsun. “Çok güzel olmuş” demiştim DDA hakkında. Çok güzel olmuştu gerçekten, yalan yoktu sözümde. Sevimli bir gülümsemeyle arkasını dönüp gitmişti.

“Anlamaazzdın, anlamaaazdııın! Şarrrkının anlamına bak ammına koyayım!”

Yürü be deli, aslan deli! İyi ki varsınız. Yoksa bu saatlere nasıl katlanacağım? Tanrı’m burada sana sormak istediğim sorular giriyor işte devreye. Nasıl oluyor yani Tanrı’m? Nasıl oluyor da sevdiğin kadın kendi sevdiği adamla cinsel olarak birleştiğinde bunun adını bir savunma mekanizmasıyla sikişmek değil de yatmak olarak koyuyor beyin kendi kendine? Acıma bana Tanrı’m, hakikati istiyorum senden. Dominus, illuminatio mea! Meryem ve Yusuf arasında geçenlerin senin üzerinde etkisi neydi mesela bunu duymak istiyorum senden? Ellerimden tutsana Tanrı’m, gramatik acılar içerisindeyim.

GGK’sız ve DDA’sız bu zor zamanlarımda biraz Bizans Tarihi çalışmaya karar verdim. Yapamadım. Sanırım cıvadan müteşekkil bir sıvı dolaşıyor benim damarlarımda ve granit gibi de bir kalbim var. Bu zamana kadar çoktan infilak etmeliydim. Ve mekerü ve mekerallah vallahü hayrül makırin! Evet, evet; Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Rabbena efrıg aleyna sabren! Büyükbabacığım çocukluğumda öğrendiğim bunca kelamın şimdi Tanrı’ya şirk koşarcasına sanki bir kadın için söyleniyor olması seni mezarında ters döndürüyordur muhtemelen. Ama şüphesiz ki Nefis de şefaati umulan yüce kuğulardan biridir. Değil midir?

“Postacı amca! Nerrreye lan! Posta mı bırakıyoruz? Bak postacı geeliyoorrr, selam verrriyoorrr; selam versene yarrrağım!”

Uy kesuleyim sağa deli, konuş deli; ağzın bal yesin! Takıldı şimdi de postacının peşine. Sonra kafenin sahibi geldi yanıma, o güzel Rize aksanıyla konuştu;

“Bu çok akıllı bir çocuktu, şu elektrikçi dayının yeğeni. Orada çalışıyordu, sonra Güneydoğu’ya gitti. Operasyonlara katılmış. Fıttırıp geldi. Kimse de ilgilenmedi. Bir iki defa şeye yatırdılar, Erenköy’e. Ama böyle işte her gün... Üşüyorsan sobayı yakayım?”

İstemedim sobayı yakmasını. Üzerime kafenin şallarından birini aldım. Eyyühelmüdderrisu! Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve tebliğ et! Doğayı sev ve deliyi öp! GGK, keşke burada olsaydın. Keşke deliye bakıp bakıp defterime yazdığım notları gizli gizli izleseydin bir köşeden. Çok derin bir adam bu deseydin. Buna sevgi göstereyim ben, yaralarını sarayım deseydin. GGK, Nefis şu an bir yerlerde sikişiyor olabilir. Benim sikimi kaldırmaya takatim kalmadı, al koynuna da uyut beni. Neden koklaşarak anlaşmıyoruz GGK? Şöyleleyin bir koklasam seni, küttedenek anlarım birbirimize uygun olup olmadığımızı. Çok yalnızım GGK, her geldiğimde orada olup olmadığını not ediyorum iş saatlerini öğrenmek için. Hasta ruhluyum ben, ince hesaplar adamıyım. Tanrı’m, gitgide Arturo Bandini oluyorum. Yardım et bana, elimi tut. Mea culpa!

“Anlamaazdın, anlamaaazdıın! Ahh ammına koyayım, ahh be!”

Deli, canım deli, bir tanecik delim benim. Ah bir evim olsaydı, ah seni de yanıma alsaydım. Ah deli, çok zengin olsaydım; dünyaları verseydim sana. Ah aslan deli, yürekli olsaydım da yanına gitseydim; sarılsaydım ya sana. Bira alsaydım, Dimitrakopulo alsaydım. Bizim köyden evlendirseydim seni. Delirmek için kurşun vızıltısına ihtiyaç duymaktan başka bir kusurun yok bence. Delirmek için hiç bir şeye ihtiyacımızın olmamasını kavrayamaman senin hatan değil yine de, yaratılış meselesi. Yanına çömelip de şarkı söyleyememek ise benim günahım.

Farkıma var GGK. Rüyanda gör beni. Çarşamba sabahları çalışmıyorsun, Perşembe saat 20:00’a kadar oradasın. Uzak yerde oturuyorsun. Cuma akşamları oradasın, Cumartesi sabahları ve Pazar sabahları da. Pazartesi ve salıların kaldı benim için bir tek gizem teşkil eden. Ah GGK, şöyleleyin bir ojenin rengini değiştirsen veya saçlarını kestirsen ya? Fark etsem ya bu değişikliği hemen o anda, çok yakışmış desem ya? Ne kibar çocuk desen içinden, hem samimi hem vefalı yani... Bir imtihan çeksen bana. Kalmam hiç bir dersinden. Güçlü kollarım var benim GGK, sen benim ruhumu kurtar ben senin bedenini kurtarayım. Nefis’i sorma bana n’olursun... Nefis benim kanserim, bölündükçe bölünen; kontrolümün dışında gelişen... Nefis benim inancım. Güzel yalanlar sahibi... Başka şeyler sor bana, Liechtenstein’ın başkentini sor mesela? Gör beni GGK, bana bak ve gör beni. Hayaletlerden korkmam ben, öncelerinle savaşmaktan keyif duyarım. Senede bir günü bana bırak sadece, ve bir şarkıcının ölüm günü sonrası sensiz çıkılacak bir yolculuk bağışla. Ses kayıtlarıma dokunma yeter.

GGK yerinde yoktu. Deli vardı. Kalktım, borcumu ödedim. Deli’ye “iyi akşamlar reis” patlattım, O da bana “eyvallah kardeşim” dedi. Gittim on tane taş plak aldım. Oza’ya oturdum. Sigara içtim. Nefis bir yerlerde sikişiyor olabilirdi. Üzüldüm, kahroldum. Dünya döndü, hayat aktı. Tarih çalışmam gerekiyordu.

Bir de şey var işte; bazen ölmek istiyorum.

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...