Gracias A La Vida

>> 13 Aralık 2010 Pazartesi

Benim adıma uzun sayılabilecek bir süredir bir şeyler yazmadığımı fark ettim. Bu, çoğunlukla yoğun olarak yazı yazdığım dönemlerin arkasından gelen bir nevi detoks süreci gibi bir şey sanırım benim için. Biraz artistik gözükmeye çalışan bir cümle oldu farkındayım. Sıkmayın canınızı, bu şekilde gitmeyecek yazı. Alengirli cümlelerden mürekkep yazıları bloga koymuyorum zaten uzun süredir. Her insan gibi sosyalleşmek, kendini anlatmak ve kendine sürekli olarak başkalarının düşündüklerini ne kadar önemsemediğini fısıldamana rağmen onlardan onay beklemek benim de ihtiyacım...

Günün anlam ve önemi şudur ki; bugün benim doğum, Oğuz Atay’ın da ölüm günü... Bu kadar... Oğuz Atay’ı dramatik sözlerle övecek değilim, ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Üç ihlas bir fatiha daha yararlı olabilir.

Ayrıca Kuzey Kıbrıs medyasına seslenmek istiyorum. Evet Girne Meydanı’nda gecenin üçünde çırılçıplak koşanlardan birisi benim. Ama kati surette halka panik saçtığımız suçlamasına katılmıyorum. Söylediğimiz şarkıların içerdiği argo ve pornografik seviyede cinsellik için de, “o şarkılar benim isyanımdı” açıklamasını yapar ve Sibel Kekilli hanım ablamıza selam çakarım. Bayıra Karşı güzel filmdi. Lan!?

Bir takım kurslara yazıldım ama bu bir takım kursların isimlerini şu an vermek istemiyorum. Hayır, Kama Sutra falan değil.

By the way; my dearest friends Jessica and Nicole, i want to thank you for your kind hospitality. Cheers.

Tabi ki hayatımla ilgili anlattığım bu kısacık şeyler bile sanırım insanlara aslında benim de sosyalleşebileceğimi göstermeye çalıştığımı anlatıyordur her iq seviyesi yeterli insana. İnsanın kendinin farkında olması ne acı... “İnsanın kendinin farkında olması ne acı” derken bile hala daha aslında kendi kendime hava atıyor olmam ne acı. “İnsanın kendinin farkında olması ne acı derken bile hala daha aslında kendi kendime hava atıyor olmam ne acı” derken bile insanlara “bakın çekinecek hiç bir şeyim yok, olduğum şeyin farkındayım ve ne düşündüğünüzü önemsemiyorum” mesajı vermek ne acı. İnsanın kendininöeraragh! Sıkıldım.

Emre Konuk, Selim Özel, Sinan Özel, Ömer Arısoy ve Şiva Alizade bana hayatımda ilk defa gerçekten diğer insanların sıklıkla yaptığı bir şekilde bir doğum günü atraksiyonu düzenlediler. Üstelik Şiva bana Maria Callas antolojisi de aldı. İtiraf ediyorum az kalsın ağlayacaktım. İyice karı kılıklı bir adam oldum zaten. Yabancı öğrencilerin gerçekten kötü bir müzik eşliğinde dans ettikleri, kadınların erkeklere oranla iki kat fazla ve herkesin sarhoş olduğu bir ortamda bile önceliğim çalan müziği değiştirmeyi düşünmek olabiliyorsa yaşlılık gerçeğini kabul etmek kaçınılmaz. Sayın Sinan Özel’in bu kıyağını bana kimse yapmamıştı oysa. Ama ben ne yaptım? Bütün gece boyunca en sıkı muhabbeti sanırım istemsizce devamlı laf soktuğum anası Arjantinli babası Türk lavukla ve bana kalem hediye eden eşcinsel elemanla kurdum. Eşcinsel demişken, bir sözüm de takım arkadaşlarıma. Bakın orospular, ben homofobik değilim. Homofobik bir insan olsam sizin önünüzde dal taşak soyunup duşa giremem. Ben sadece sizin üç erkek olarak bir duşa girdiğinizde birbirinizi sabunlayacak kadar samimiyet kurabileceğiniz bir adam değilim. Öyle bir samimiyet kontenjanına erkekleri almıyorum.

Dün beni evine alıp sığınak veren Selim’e ve temyiz kudretimi yitirdiğim anlarda her şeyimi emanet etmeyi default ayarlarım haline getirdiğim, beni Kafe Pi’nin ortasına işemekten alıkoyan Emre’ye tekrar teşekkürler. Selim ibnesi bardak çalmışsın, seni seviyorum.

Aslında hayatımda dramatik çok fazla şey var ey kendimi anlatmaya çalıştığım insanlar. Fakat Allah’ım yani bilemiyorum ki nasıl oluyor? Şimdi nasıl geçeceğim o makamdan bu makama? Siktir ediniz sevgili okuyucu... Muhtemelen kendime aslında içinde güzel ve zeki bir kadın tarafından iyileştirilmeyi bekleyen yaralı bir çocuk taşıyan, sarkastik bir deha görünümü vermeye çalışıyorum. Kaale almayınız.

Buraya kolonoskopik ilişkilerle ilgili bir şeyler karalayasım var ama halihazırda insanların zihinlerinin ücra köşelerine doğru yol alan imajımı ayakta tutma çabası gibi göstereceğinden korktuğum için yapmıyorum bunu. Düşünülüp üzerinde karar verilmiş sistematik bir şey falan zannedilir maazallah... So it’s a win-win for both sides...

Nefis de bana at kadar bir hediye aldığını iddia etti yaklaşık bir saat kadar önce. İnşallah anamı sikecek türden bir şey değildir. Bunu yapmayı hep başarıyor. Umut fakirin ekmeği...

Teşekkürler Trabzonspor! Bu sabah Sabiha Gökçen'de unuttuğum forma bavulunu almaktan dönerken arabanın camını açıp bordo diye bağırdığımda mavi diye kükreyen sevgili uşaklar, teşekkürler size. Bu sıralar gereken şekilde aktaramadığım libidinal enerjimden besleyecek kadar seviyorum seni bordo mavi sevdaluk!

Ve teşekkürler hayat! Bana gerçekten kaybedebileceğim bir şeyler kazanmama her zaman izin verdiğin için... Sizlere bu kutsal gecede bir rugby şarkısının son kıtasıyla veda ediyorum. Daha önceki doğumgünlerimden bir tanesinde bu aksiyonu Shine On You Crazy Diamond’la yapacak kadar kendisini önemli zanneden bir ademoğluydum. Bence biraz gelişme var.

Now i’m here all on my own; lonely, lonely
Now i’m here all on my own; i’m a lonely bear
What can i do all on my own; lonely, lonely
What can i do all on my own; i’m a wanker bear

I’M A WANKER BEAR, I’M A WANKER BEAR
EVERYTIME I’M ON MY OWN, I’M A WANKER BEAR!

Cheers mates!

0 yorum:

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...