Shir ha-Shirim

>> 30 Ağustos 2009 Pazar

"Bu kitabı çok seviyorum" dedi Nefis. Dünya'nın diğer harikalarını işlerinden istifa ettirecek güzellikte bir vadi vardı sırtında. Bazı insanlar ona omurga diyorlardı ama bu başka bir şeydi gerçekten. Muazzamdı. Ayrıca Dünya'nın bu harikası yaşıyordu da, içine bir firavun ya da bir satrap falan gömülü değildi; yalnızca günaşırı ben gömülüp sonra tekrar doğuyordum. Lazarus'tan öte birisiydim onunla, Maşiyah'tım. Hemen her şeyimiz törenseldi ve o kalan son Babilli rahibeydi. Ruhunu İştar'a satarak binlerce yıldır varlığını sürdürebilmiş olma ihtimalini düşünüyordum. Beni rahatsız etmedi doğrusu. Binlerce yılın üstünden geçiyordum ve bence bir sorun yoktu. "Ha ha, bu Büyük İskender'e gitsin ve bu Nemrut'a, Afrodit'e, Lat'a ve Uzza'ya gitsin..." Onu seviyordum. Benim yarattığım dünyalar harikası bir golem gibiydi ve konuşabiliyordu. Onu gördüğüm günden beri ağzından çıkan her laf Neşideler Neşidesi'nden çıkmışa benziyordu. Bilirsin işte ilahi sikiş demek istediğim. Basitçe özetlemek gerekirse, "karnım acıktı" diyebilecek bir yaratık değildi o; mahrecinden çıkan her seste bir batıni fısıldıyordu.

...
Kral sofrasında otururken,
Benim sümbül yağım güzel kokusunu yaydı.
Memelerim arasında yatan,
Safi mür çıkınıdır, bana sevgilim.
En-gedi bağlarında,
Bir salkım kına çiçeğidir, bana sevgilim.

Ah, ne güzelsin sevgilim;
Ah sen ne güzelsin,
Gözlerin güvercinler...

Süleyman, akıllı adamdı. Elinin altında o kadar saray, tapınak, kadın, para varken bir de oturup kim böyle çıplak bir kutsallık yazar ki?

"Bu kitabı gerçekten seviyorum" dedi Nefis; yersen yani... Muhakkak başka bir şey demek istemişti. "Tekrar okurum" dedim, "nasıl olsa birazdan bir kenara koyarsın onu, yine senden önce bitiririm." Bu bizim alışkanlıklarımızdan biriydi. Küçük kadınımın biraz fazla sindirerek okumak gibi bir alışkanlığı vardı. Küçük demişken ayna karşısında çıplak kalmadan anlayamıyordum ondan ne kadar iri olduğumu. Bir akrep gibi bir gece beni yiyecekmiş gibi geliyordu ona baktığım zaman. Çünkü gözleri büyülüydü, yemin ederim. Gözleri korkunçtu, karanlıkta kaldığımızda bir Jack London romanındaymışım gibi hissederdim kendimi. Yukon'da bir kurtla burun burunaymışım ve birbirimizi soluyormuşuz gibi. İki kurnaz, çocuksu ışıltıydı gözleri. Onları hüzünlendirmeye bayılıyordum. Buğularıyla başka bir yere devrilen ve hala parlayan gözleri kendimi bir kral gibi hissettiriyordu. Ben gözlere hükmeden kötücül bir ruhtum.

...
Kaptın gönlümü, kızkardeşim, yavuklum!
Gözlerinin bir bakışı ile,
Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.
Okşamaların ne güzel, kızkardeşim, yavuklum!
Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,
Itrının güzel kokusu da her çeşit baharattan...

"Ester'e üzülüyorum" dedi Nefis. "Senin olmadığını bildiğin bir çocuğa, bir gün annelik yalanının ortaya çıkacağı korkusuyla annelik yapmak... Bilmiyorum, bence çok çok zor." Kitaptan bahsediyordu şüphesiz. Kafamı salladım "hı hı" dedim. Am yalan söylemez. Muhtemelen bir çölün bir nar ağacına duyduğu nefreti duyuyordur rahmi Antilogos'a. Verimlilik çağlarında kendi çüküyle kavga eden erkekler vardı Dünya'nın her yanında. Ve hepsinin git gide işlevsizleşen çüklerine orta yaşlarda sarılışları, onları şımartmaya çalışmaları, ağlayan yaşlı kadınlar... Kadınlar da çok farklı olmasa gerekti; hakikat şuydu ki, insan kendi kumbarasıyla baş edemez.

"Beni sallamıyorsun ki" dedi Nefis.

"Kafayı üşütmüşsün" dedim. Sık sık düşünürdüm, yani ne çıkardı ki? Diğer her şeyi bırakıp O'na tapsam ne çıkar? Vücudunu tavaf etsem, ona zekat versem, ona secde etsem ne çıkar? Körkütük yanıyordum, onu dinlemiyordum ama duyuyordum. Her salınışını dalgalar halinde algılayan bir yarasaydım ben.

"Beni sallamıyorsun, hı hı diyorsun sadece."

"Ne dememi isterdin?"

"Başka bir şey de, bir yorum yap."

"Tamam o halde söylüyorum; piç!" O'na ulaşmak için O'nu geçiştirmeye ihtiyacım vardı. Aklıma ilk gelen söz bu oldu, neden?

"Ne?"

"Piç!"

"Sensin piç!" İşte bahsettiğim göz parlaması, buydu benim...

"Piç!"

"Göt!"

"Piç!"

"Popo kafalı!"

"Piç!"

"Vıcıksı sümük!"

"Piç!"

"Taşak solüsyonu!"

"Ne? Ha ha ha..."

"Solucan düdüğü, cıvıştırılmış göbek pisliği, düdüklü tencerede pişirilmiş tartar sosu..."

"Ha ha ha..."

"Ha ha ha!" Sarıldık... Kendimize ait bir odamız, klimamız, içkilerimiz ve hayallerimiz vardı. Ayşegül serisi gibi hayallerdi bunlar, çocukça cinselliklerle yüklü... Ben ve Nefis Ortaçağ'da, Ben ve Nefis And Dağları'nda, Ben ve Nefis İki Yabancı, Ben ve Nefis bilmemnerede... Omuzlarının üzerini kokladım sarılırken, Güneş vardı orada. Güneş'i omuzlarında kokladım. Her köşesinin kokusu hafızamdaydı. En sevdiğimiz oyunu oynamak istiyordum; "Beyazpeynir Prens'le evlenmeye giderken yolda Haydutbaşı Göçebe tarafından esir alınan Prenses Nefis'in Maceraları..." Sanırım oynadık da...

"Ağzım sigara kokuyor olabilir."

"Hayır kuzum, esas benim ağzım kokuyor olabilir; özür dilerim." Ve bu böyle sürüp gidecekti.

Çarıklar içinde ayakların ne güzel, ey emir kızı!
Toplu kalçaların sanki mücevherler,
Üstat ellerin işi.
Göbeğin yuvarlak bir tas,
Onda karışık şarap eksik değil;
Karnın buğday yığını,
Zambaklarla kuşanmış.
İki memen sanki bir çift geyik yavrusu,
İkiz ceylan yavrusu.
Fil dişi kulesi gibidir boynun senin;
Bat-rabbim kapısı yanındaki
Heşbon havuzlarıdır gözlerin...

Nefis hala yüzyıllar öncesinden bir hayali Yahudi kadına üzülüyordu. Ester ve kocasının çocukları olmamış ve sahipsiz bir çocuğu evlat edinmişlerdi fakat yıllar boyunca kadıncağız çocuğun gerçek annesinin gelip onu elinden alacağını düşünerek yaşamış en sonunda da bu korku yüzünden cavlağı çekmişti. Sahiden güzel kitaptı okuduğu, bana hediyesiydi. Kavgalı bir gecemizde okumaya başlamış sabah dokuza kadar elimden düşürmeden okuyup bitirmiştim. "Belki de sorun kocasındaydı, o çağda tıbbın gelişmemiş olması çok acı" dedim. Şaşırmış gibi durup bana baktı; "tabi canım" dedi, "sen olsan kim bilir kaç çocuğu vardı kadının." Alaycı mıydı, intikamcı mı çözemedim ama hoşuma gitmişti bir kere. "Vardı tabi" dedim. "Ester'le de kendimi paylaşmak isterdim, yani yanlış anlama sadece onun mutluluğu için." Jüpiter kompleksi diye bir şey varsa bende olmalıydı. Tüm Dünya'yı benim aletimden nasiplenmek için ağlayan bir gezegenmiş gibi görüyordum. Burada Persephone'yle başbaşaydım ve ikimiz Dünya'daki yaşamı canlandırıyorduk. Dışarıdaki asmalarda yetişen üzüm bizim çocuğumuzdu, yerde biten çimenler, akçaağaçlar, kızılçamlar, narlar, incirler... Ben onun haklı gasibi bir haydut tanrıydım. Onu elde etmek için her kılığa gireceğimi biliyordu, biliyordum. Ama yine de gerçekten üzülmüştüm Ester'e. "Aptalsın sen" dedi. "Komplekslisin, kendini yüzyıllar öncesinden adamlarla yarıştırıyorsun." Çok güzeldi, muazzamdı. O aptal gülüşümü takındım, O bunun saçma bir şımarıklık gösterisi olduğunu düşündü belki... Oysa tek istediğim onun biraz daha fazla, yüksek sesle konuşması, bana varlığını ispatlamasıydı.

"Tamam" dedim, "haklısın."

"Gerizekalı..."

"Bak, ben odaya biraz geri dönüyorum tamam mı? Tuvalete gireceğim, o yüzden eğer gelirsen kapının dışında beklersen sevinirim." Böyle bir anlaşmamız vardı. Sıçmıyormuş gibi davranamayacak kadar zaman geçmişti beraber olmaya başlayalı. Ama en azından kokmuyormuş gibi davranmaya çalışıyorduk işte.

"İyi, git."

Gittim. Hayatımda hiç bir yere olmadığım kadar aittim o odaya bir kaç gündür. Orası bizim Olympos'umuzdu. Amphoralarımız vardı dolu dolu. Hera bir iş gezisine çıkmıştı. Çevreme bakındım. Gözüme ilişti kitap. Normalde nefret ederim helaya kitapla girmekten. Girenlerden de hoşlanmam. Fakat açıkçası sıçmaya girmiyordum zaten. Eskiden daha sıkça yaptığım üzere aynanın karşısında biraz vakit geçirecek, şarkı falan mırıldanacaktım. Yüzüme baktım, sakallarımın altında bir kaç siyah noktayla uğraşmayı düşünüp vaz geçtim. Biraz şimdi hatırlamadığım bir melodi vızıldandım kendime bakarken. Maymun taklidi yaptım sessizce, dişlerimin sarısını inceledim ve Nefis'in çürümekte olduğunu söylediği yeri. Bu kadardı hepsi... Ve sonra çıktım dışarı. Nefis karşımdaydı.

"Ne yaptın sen?"

"Ne?"

"Ne yaptın dedim!"

"Ne yapmışım?" Anlamamıştım. Muzip değil, sinirliydi gözleri.

"Kitabımı siktin!"

"Ne?"

"Kitabımı siktin işte!" Elimdeki kitabı gösteriyordu vücudu.

"Ha ha ha, saçmalamaz mısın?"

"Seni hasta ruhlu orospu çocuğu, biliyorum kitabımı siktin!"

"Ha ha ha..."

"Ester'in kısırlığına dayanamadın, ona bir çocuk vermek istedin, onun hüznüne bakıp otuzbir çektin; seni ruh hastası, iğrenç mastürbatör! Hayvan!"

"Ha ha ha..."

"Gülme, seni mahvedeceğim! Senin taşaklarını koparacağım, uykunda hadım edeceğim seni! İğrenç adam; beni, bizim yuvamızda ve benim kitabımla aldattın!" Şeytan tarafından ele geçirilmiş gibi beni kovalıyordu odanın içinde.

"Ha ha ha, vade retro Satana!"

"Öldüreceğim seni, o kitabı da yok edeceğim, taşaklarını köpeklere atacağım!"

"Ha ha ha..."

"Kitap sikicisin sen! Ruh tecavüzcüsüsün!"

Kovalanmaktan yorulduğumda sarıldık. Başını çenemin altına gömdüm. Birazcık daha hırlayıp sakinleşti. Omuzları hala Güneş kokuyordu saçlarının altında. Her öpüşümde dışarıda bir yerlerde bir tomurcuğun oluştuğunu biliyordum. Orman yangınlarıyla üreyerek savaşan gizli bir tarikatin üyeleriydik onunla. Alevimiz tüm yangınlardan kudretliydi. Hera kimdi, neredeydi bilmiyorum ama bir yerlerde kuduruyor olmalıydı. Birbirimize doymaya çalıştık bir kaç saat. Başaramadık...

...
Ben sevgilime aitim;
O'nun özlediği de benim.
Gel sevgilim, çıkalım kıra;
Köylerde geceleyelim.
Sabahleyin erken bağlara gidelim;
Bakalım asma tomurcuklarını verdi mi,
Çiçeği açıldı mı,
Ve narlar çiçeklendi mi;
Orada sevgimi sana bildireyim...

...
Keşke sen bana,
Anamın memelerini emmiş kardeş gibi olsaydın!
Dışarıda seni bulunca,
Ben seni öperdim;
Ve kınanmazdım bunun için...

____________________________________

Not: İtalik yazılı kısımlar, Eski Ahit'te "Neşideler Neşidesi" olarak geçen bölümden alıntıdır.

1 yorum:

merve 31 Ağustos 2009 19:02  

"senin boynun hurma agacina,
memelerin de salkimlara benziyor.
hurma agacina cikayim,
dallarini tutayim, dedim;
memelerin uzum salkimi gibi olsun,
soluggunun kokusu da elma gibi,
ve agazin en iyi sarap gibi,
o sarap ki, uyuyanlarin dudaklarindan kayip
sevgilim icin dumduz akar."
(Nesideler Nesidesi, Bap 7:7-9)


Kral Susin'e..

"guvey! kalbimin sevgilisi,
senin nesen hostur, bal tatlisi!
arslan! kalbimin sevgilisi,
senin nesen hostur, bal tatlisi!"

"beni buyuledin karsinda titreyerek durayim!
guvey! senin tarafindan yatak odasina goturuleyim!
beni buyuledin, karsinda titreyerek durayim,
arslanim! senin tarafindan yatak odasina goturuleyim."

"guvey seni oksayayim
yatak odasinda bal dolu,
senin guzelliginle neselenelim,
arslan seni oksayayim."
...................................

"beni kendi agzinin opusleriyle opsun
cunku oksamalarin saraptan daha iyidir.
kokuca itrin ne guzel;
senin adin kabindan dokulen itir gibidir;
bundan oturu kizlar seni seviyor.
beni kendine cek, biz senin ardinca kosariz:
kral beni ic odalarina goturdu;
seninle biz ferahlanip seviniriz;
senin oksamalarini saraptan ziyade anariz;
seni sevmekte onlarin hakki var."
(Nesideler Nesidesi, Bap 1:2-4)

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...