Youth Is The Key To Salvation

>> 30 Temmuz 2009 Perşembe

Çatlak rengi yüzünde, çatırtılı bir solfej gezinedursun adam geldi. Adam diye bir şey var... Minibüse bindi kocamış kulakları ve pörsümüş ter zerrecikleriyle. Adamın ağzı yüzü yaşamış, göz çukurlarında gömülü toplu aşk mezarları ve olur olmaz yerlerinde ölü kofullar... Ta avucunda bir şey çıkmış; yaşayan, düşünen ve an itibariyle şeker yiyen bir tümör. Tümörün adına "torun" diyor adam.

Başlı başına en tehlikeli kanser türüne verilen isimdir hayat sözlükte. XX'in taşıyıcılığını yapamayarak hastalıklı zigotlar ürettiği bir kanser...

Sır 1 - Bizler sikimizle içinize kanserler fışkırtan, yabancı ve çirkin bir türden başka bir şey değiliz. Nephilim'in dölleri, düşenler... Rahminizin en ücra köşelerine hayat ekmeye geldik.

Adam da bir kadına bulaşmış, onun kanına karışmış olsa gerek. Bir tarlaya saçtığı tohumunun soyu şimdi eline yapışmış, hücreleri kimine göre bölünmelerle ancak işin özünde kendilerine özgü hücre sikişmeleriyle çoğaldıkça çoğalmış.

Sır 2 - Tüm doğumlar atalarımızın metastaz safhalarıdır.

Dediğimce hayat en tehlikeli kanser türünün adıdır ve grip gibi öyle çeşitli tür ve tiplere sahiptir ki insanoğlunun kendinden böylesine daha doğurgan bir kansere çare bulması mümkün değildir.

Değişik tiplere örnekler; adamın sırtında çıkan ceket... Mevsim, yaz. Benim dedemin kafasında da şapka çıkmıştı. Onu sivilce sanıp, anneanneme sıktırdığında yaptığı hatanın büyüklüğünü anladı mı bilmiyorum. Şapka beyne yakın olduğu için önce ağır bir demans baş gösterdi ve sonra da elinde çıkan bastondan vefat etti. Anneannemi de sarı monttan ve yün çoraptan uğurlamıştık. Hatırlıyorum da doktorlar yün çoraplar için iyi huylu demişlerdi. Ehl-i cühela, oysa hakikati hepimiz biliyorduk...

Sır 3 - Bu değişik tiplerden korunabilmek için ortaya atılan ibn-i petrol eşyalardan bencileyin atalarının düşkünlüğünü iyi tanıyan varlıklar hazzetmez.

Adamın ağzı yüzü yaşamış, saçlarına eski zamanların yakışıklılığını sürmüş. Evet, resmen eski zamanların yakışıklılığının kül rengi var saçlarında. Kadınına bakkal ürünleri ve ev eşyaları avlayıp amının vizesini rahatça alabildiği zamanların yakışıklılığı... Dünya'nın ölülükten kurtuluşunun bilmemkaçıncı milyarki yıl dönümünde Kibele'yi göğüslerinden yakalayıp kim bilir kaçıncı kez içini dolduran bir Eski Ahit düşmüş meleğini temsil ettiği zamanlarda işe yaramış olan bir yakışıklılık... Malesef hayatın yeni ürünlerinde işe yaraması artık imkansızlaşmış. Sırf bu yüzden kapıya yakın oturan insan dişilerini yavrulatma ihtimali sıfıra yakın... Elinde torun çıkmış bir erkekte ıslanmak rağbet gören bir hareket değildir. Eskimiş prostatı ve torun hücreleri geliştikçe ters orantılı olarak işlevsizleşen taşaklarıyla bu ağzı yüzü yaşamış adam, sönüşü beklenenler listesine eklenmiştir bile çoktan.

Adam var... Adamın ağzı yüzü yaşamış. Adamın üstünden tomarla yıl geçmiş kulak memeleri var. Babam annemle işini görürken bile orada olan burun kılları ve olur olmaz yerlerinde ölü kofullar... Sırtında çıkmış olan ve belki de uzun bir dona sıçramış bir gri ceket ile elinde gelişmiş torun adlı bir tümör...

- Gençliğim ben, Yaşama Sevinci'yim. Yumurtasını yeni kırıp çıkmış bir küçük kuşum!

- Git buradan piç kurusu! Senin tatsız şakraklığın hiç de klas değil bana kalırsa...

Adamın çatırdayan yüzünün hareketli bir levha tektoniği var... Suratındaki ilkel Avrupa'ya her an hastalık taşıyıp, hunharca tecavüz ediyor Güney Amerika'lı bir commonwealth. Pizarro'nun annesini ıslatıyorlar gözlerinin önünde. Tüm heykellerini yıkıyorlar; Tezcatlipoca'ya kurban ediyorlar Avrupa'lı hücreleri, kurumuş göz pınarları tekrar ıslansın diye. Tümörü şeker yiyor, oturmak istiyor bir yere. Olgunlaşmış bir adem elmasında ölümün kurtçukları kol geziyor. "Oğlum adam" diyorum. "Dişileri döllemelisin" diyorum. "Torununu ayır elinden, onu bir Zulu savaş şefinin veliahtı gibi sun bu otobüsün ruhuna. Ve dişileri döllemelisin. Ve yeni tohumların, bugünün tümörüyle savaşmalılar. Birbirlerini ısırmalılar. Kafalarını acımaksızın taşlarla patlatmalılar. Reddetmelisin. Oturmamalısın. Taşaklarında hala bir dirhem erkeklik kalmış olmalı..."

Sır 4 - Ölümsüz üremeyi keşfetmiş olmalı düşmüş atalarımız. Dünya'nın tüm yanardağlarını sikmeye gelecekleri günü bekliyorum.

Adam var, adamın ağzı yüzü yaşamış. Hayatın bir kez tadını alıp da yok yere acı çekmesin diye köpek kısırlaştırılırcasına astigmatlandırılmış gözlerinin ışığı üşümüş. Bir devenin götünde üç gün sallanmışçasına peynire dönmüş elleri ve olur olmaz yerlerinde ölü kofullar... "Atina'lıları unutmayın!" der gibi mezarlığı hatırlatan gözleriyle oturacağı bir yer aradı. Elinde torun çıkmasaydı da bunu yapar mıydı bilmiyorum. İki genç savaşçıyla kesişti gözleri insan dişilerinin hemen arkasında oturan. İçlerinden konuştu gençler: "Adam, bu gördüğün dişileri yavrulatacak olanlar ancak bizleriz. Bunun karşılığı olarak da senin hastalıklı vücudunun rahatını sağlayacağız." Adam ne kadar adamsa, kızlar da o kadar kızdı. Genç savaşçılar beş dakikalık hormonal varlıklarını kanıtlamak için işlevsel taşaklarını insanın gözüne sokarcasına ayağa kalktılar. Acıklı bir şekilde hiç de yapmacık bir üslup benimsemeden yerlerini gösterdiler.

Hala bir şansı vardı adamın. Hala tümörü kesip vücudundan ayırabilirdi. Bir andropoz nöbetinde bunun benzerini yapmaya çalışan İbrahim'e gönderilmiş bir koç vardı. Genç savaşçılara, tecrübeli ve çirkin bir erkek aslan gibi saldırabilir; minibüsün kapısına işeyip hükümdarlığını ilan edebilirdi. Benim bile gıkım çıkmazdı bu gösteriye... Ben bunları düşünürken, şekerini bitirmiş tümör sahtekarca baktı adama.

Adam var... Adamın ağzı yüzü yaşamış, kalın tırnaklarının üzerinden zaman geçmiş. Sırtında ceket, elinde torun çıkmış; olur olmaz yerlerinde ise ölü kofullar. Şakaklarına tütsülü eski bir yakışıklılık kokusuyla, kabir azabı gibi durdu orada bir süre. Genç savaşçılar olacak puştlar adamın ölmekte olduğunun farkında olduklarını belirterek yerlerini terk etmişlerdi bile. Yüzünde ağladım ağlayacağım bir gülümsemeyle, tümörünün rahatı adına oturdular.

Sır 5 - Hayret verici bir şekilde ben değildim o puştlardan birisi. Onun ayakta durmayı tercih edeceğine inanmaya ihtiyacım vardı...

2 yorum:

Darius 31 Temmuz 2009 00:53  

abi mitoloji ve tarihe yaptığın alıntılar özellikle çok hoşuma gitti.Güzel oldu senin de yazmaya başlaman.En azından yazmak için feyz alacağım biri daha var artık.welcome aboard

Batuhan Yıldız 31 Temmuz 2009 02:12  

Teşekkürler Yarkın'ım.

İş & Güç

İş & Güç
Huysuz, tatsız, tutsuz kadın...

Not Anymore

...
Well, he went down down down;

And the Devil said; "where you been?"
He went down down down,
He screamin' down around the bend.
Down down down,
This boy went solid down;

He was always cheatin'
And he always told lies,
He was always cheatin'
And he always told lies...